Gittiğim Şehirlerde Yazarların İzini Sürerken

Midilli Adası'nda bir sokak kitapçısı
Gittiğim şehirlerde antik kalıntı ve eski şehir namına ne varsa gezmeyi çok severim. Bunun yanı sıra, o şehirde yaşamış yazarlar, daha ayrıntılı yazmam gerekirse edebiyatçılar, düşünürler ve sanatçıların izlerini sürmeye de bayılırım. Bu zamana kadar bunu ne denli başardığım elbette tartışılır ama elimden geldiğince denedim. Seyahat araştırmalarıma gezilecek görülecek yerler ile birlikte o şehirden, en azından o ülkeden yazarları da eklemeye çalıştım.

Kitapçı bulduğumda bu yazarların orijinal dilindeki eserlerini sorarım. Umberto Eco'nun Il nome della rosa ve Robert Musil'in Der Mann Ohne Eigenschaften bulabildiğim kitaplardan ikisi. Her şehirde aradığımı bulamadım elbette. Varna'da Tzvetan Todorov kitabı aradım ama yoktu (belki de Bulgarca değil başka bir dilde aramam gerekiyordu). Midilli Adası'nda yukarıdaki güzelim kitapçıyı hevesle çekerken tatil rehavetine fazla kapılmış olmalıyım ki Sappho eserlerini sormak aklıma gelmedi; aslında, tam hatırlamıyorum, belki de sadece dini kitaplar vardı. (Adada genel olarak Sappho'yla ilgili bir şey de bulamadım. Doğru yerlerine bakamadım mı diye 2008 yapımı aşırı dandik Sappho filmini iki kat hızda seyretmeye bile kalkıştım ama nafile.)

Yunanistan'ın başka şehirlerinde Platon, Aristoteles ve Homeros gibi telifsiz yazarlar yerine Nikos Kazancakis eserlerinin peşine düştüm. Atina'daki küçük bir kitapçıya Zorba'yı sormam sonrası işittiğim şen kahkahalara önceki yazılarımdan birinde değinmiştim. Ne yerlinin Yunancasını ne de turistin İngilizcesini sormadığı bir kitabın, turist olarak Yunancasını aramam adamı epeyce eğlendirmişti. Halbuki koleksiyon diye bir şey var! (Hem belki Yunanca öğreneceğim... En azından alfabesini okuyabiliyorum.)

Neyse, şehirlere geçmenin zamanı artık. Bütün önemli isimlere değinmem maalesef mümkün değil. Bende iz bırakan, şehirde izlerini keşfettiğim ve bir şekilde eserlerini incelemeyi iple çektiğim edebiyatçılardan bir derleme sunacağım sizlere.

Robert Musil'in on yedi sene yaşadığı evi

Viyana


Viyana edebiyat, sanat ve müziğe bir köşesinden bile bulaşmış her insanın gözünden iki damla yaş getirebilecek bir şehir. Bir binada sadece bir iki yıl konaklamış önemli isimlerin hepsi (siyasetçiler ve doktorlar da var) benim gibi gözü bozuk insanların bile rahatça görebileceği tabelalar veya harflerle not düşülmüş. Bunlardan biri de Niteliksiz Adam'ın yazarı Robert Musil. Yazarın on yedi sene yaşadığı evin önünde durup fotoğraf çekebilir ve günümüzde hala tartışılan eserlerini hangi koşullarda verdiğini hayal edebilirsiniz.

James Joyce isimsiz mezarı başında düşünürken

Zürih


Birçok kişinin yeterince turistik bulmayıp bir kenara ittiği Zürih aslında edebiyat severler için bir cennet. Şehir merkezinden tramvayla kısa sürede ulaşabileceğiniz ve Zürih Hayvanat Bahçesi'ne çok yakın bir konumda olan Fluntern Mezarlığı hem James Joyce'un hem de Elias Canetti'nin sade mezarlarına ev sahipliği yapıyor. (Benim gibi kışın ortasında tam sis bastırmışken giderseniz, the Awakening filmi kıvamında ve "Acaba şu heykeller canlanır mı?" tedirginliğiyle gezebilirsiniz.)

Zürih'in bir başka dikkat çekici yanı, edebiyatımızın önemli isimlerinden biri olan Tezer Özlü'nün 1984 yılında evlenerek buraya yerleşmesi ve 1986'da sona erecek ömrünün sonuna kadar burada yaşaması. Mektuplaştığı samimi arkadaşı Leylâ Erbil de 1967 yılında Zürih'e gitmiş ve bir yıl kalarak konsoloslukta katip olarak çalışmış.

Elias Canetti'nin mezarı

Prag


Prag deyince ilk akla gelen isim hiç şüphesiz Franz Kafka. Her ne kadar Prag gittiğim şehirlerden en beğendiklerim arasında yer almasa da Kafkaesk anlatının nasıl oluştuğunu iliklerinize kadar hissettirmesi açısından ufuk açıcı. Prag'a gitmeden önce bloğumda Kafka'nın meşhur Dönüşüm'ünü beyaz yakalı gözüyle okumayı denemiştim. Şehri ve Kafka Müzesi'ni gezdikten sonra o kadar da isabetsiz bir yorum yapmadığımı gördüm. 1900'lü yılların başlarındaki ağır çalışma koşulları, bünyesi zaten zayıf olan Kafka'yı iyice zorlamış ve çalıştığı fabrikadan sık sık izin istemiş. Sistemden yaşarken kurtulmayı başaramayan bedeni kırk bir yaşındayken son restini çekerek bu dünyadan ayrılmış.


Prag da Viyana gibi binalarında yaşamış isimleri es geçmemiş. Önceden adını duymadığım Çek şair Antonin Sova ile de burada tanışmış oldum.


İstanbul


İstanbul da birçok yazara ve şaire ev sahipliği yapan şehirlerden. Büyükada'da Reşat Nuri Güntekin'in evi, Heybeliada'da  Hüseyin Rahmi Gürpınar müze-evi, Burgazada'da Sait Faik Abasıyanık'ın müze-evi, Aşiyan'da Tevfik Fikret'in müze-evi ve mezarı, yine Aşiyan'da Orhan Veli'nin mezarı ve heykeli... Her an gözlerinizi kapatabilir ve İstanbul'u dinleyebilirsiniz.

Burada bir isteğimi de dile getireceğim. Bence James Joyce gibi yazarların ayarında olan, noktalama işaretlerini farklı kullanarak bir nevi yapısöküm gerçekleştiren ve edebiyat ödüllerine katılmayarak sağlam bir duruş sergileyen, '50 kuşağının başarılı yazarlarından Leylâ Erbil'in Teşvikiye'deki evine, onun orada yaşadığına dair küçük de olsa bir tabela konulsa yerinde olmaz mıydı?

Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Heybeliada'daki müthiş manzaralı evi

Bitirirken...


Böyle bir yazıyı epeydir yazmak istiyordum ama bana sonunda bu cesareti veren Justin Marozzi'nin Tarihi İcat Eden Adam - Heredotos'la Seyahatler kitabı oldu. Tarihçi Marozzi bu kitapta Heredotos'un anlatısından yola çıkarak onun gittiği ülkeleri ve şehirleri dolaşmış: Türkiye (kitabı elime aldığımda Heredotos'un doğum yeri olan Bodrum'dan döneli birkaç gün olması büyük şans!), Irak, Mısır ve Yunanistan.

"Bodrum'daki hatıram bir heykelden mi ibaret?"
Bahsettiğim kitabı okumadan önce, gittiğim yerlerde yaşamış yazarların, özellikle edebiyatçıların izini sürme üzerine bir seyahat planı yapabilir miyim diye düşünüyordum. O istekten vazgeçmedim ama sevdiğim tek bir yazarın izini tüm gittiği yerlerde sürme fikri de aklıma düştü bir kere. Vakit ve nakit sıkıntısını çözdüğüm bir paralel evrende öncelikle hangi yazarı seçerdim diye kendime sorduğumda yanıtı yazıda birkaç kere verdiğimi fark etmem zor olmadı: Leylâ Erbil. (Bilge Karasu'yu da listenin başına almak isterdim ama o büyük ölçüde Türkiye'de, özellikle de Ankara'da ikamet etmiş.)

Konu sadece bu yazıyla kapanacak gibi değil. Gezdiğim yerlerde doğmuş, yaşamış veya ölmüş edebiyatçıları, filozofları ve sanatçıları elbette aramaya devam edeceğim. Belki onlara ilham veren şeylerden ben de nasibimi alırım, kim bilir...

Benzer Yazılar

0 yorum